27 Mart 2015 Cuma

ÖZLEMLER BİRİKİR KAVANOZUMDA

   Hiç özlemediğim kadar özlüyorum denizi bu aralar. Pek sevmem aslında denize girmeyi. Yılda bir defa tenime değerse tuzlu su o benim için bir sene yeter de artar bile :) Ama denizi izlemeyi severim hem de çok. Bir de denize karşı bağırmayı içimdekileri sayıp dökmeyi ve arkadaşlarımla eskilerden kalan şarkıları söylerken attığımız kahkahaları...

    Belli ki deniz de özlemiş beni :) Böyle aklıma geldiğine göre telepatik bir şey olsa gerek. Kalp kalbe karşı meselesi gibi hani. Uzun zaman göremeyeceğim yine de. O beni, ben onu özlemiş olsam da.

 Neyse özlemlerimi biriktireyim, sahilden topladığım deniz kabuklarını koyduğum kavanozumda.Denizde beni özlediği her an bir deniz kabuğu bırakır kumsala. Gidince onun özlemini de alıp yanıma yine gelirim denizsiz, büyük dağlarla çevrili küçük dünyama. Sonra özlemler tekrarlar ve dolar deniz kabuklarıyla kavanozum... 

14 Şubat 2015 Cumartesi

Ağlamaklı Bir Film mi Dediniz..

 Uzun zamandır listemde olan fakat dram-aksiyon türünde olduğu için bir türlü izleyemediğim filmi sonunda izledim :) İyi ki izlemişim. Daha önce izlemediğime pişmanım şu anda.Hemen tanıtayım. 

  Filmin adı: Ek Villain

    Aksiyon ve dram ağırlıklı bir Hint filmi. Film hakkında görsel bir ön bilgiye sahip olmak istiyorsanız şuradan fragmana göz atın derim.
  
  Bir de konusundan bahsedeyim. Aisha(Shraddha Kapoor) hayat dolu,her fırsatta fıkra anlatmayı seven bir kızdır.Elinden hiç düşürmediği bir fotoğraf makinası ve fotoğrafların yer aldığı bir günlüğü vardır.Bu günlükte ölmeden önce yapmak istediği dilekler yer alır. 

 Guru(Sidhart Malhotra) ise ailesi gangsterler tarafından öldürülmüş sonra da intikam almak için çeteye katılmış birisidir. Guru, yaşadığı bir olay yüzünden karakola alındığında Aisha'yı görür ve ondan etkilenir. Çiftimizin yolu Aisha'nın tuhaf istekleri sayesinde kesişir ve Guru Aisha'nın hayallerini gerçekleştirmesine yardım etmeye karar verir. Karanlık dünyadan Aisha sayesinde uzaklaşan Guru'nun mutluluğu uzun sürmeyecektir. 

   Konu böyleydi de bir de ben kendi yorumumu yazayım. Film çok iyiydi gerçekten. Sidhart Malhotra'yı zaten hep severdim. Ama hiç böyle bir rolde izlememiştim. Harika oynamış. Sadece bir sahnede oyunculuğu gözüme battı. Ee o kadar da olsun dimi:)  Shraddha Kapoor'da oyunculuğunu konuşturmuş. Kısacası başrolleri oyunculuğuna diyecek laf bulamıyorum. 

    Filmi izlerken peçetenizi de yanınız da bulundurun. Gözlerinizin dolmasını engelleyemiyorsunuz. Yani bende öyle oldu.

   Son olarak Hint filmleri müziksiz olmaz bilirsiniz,herkes bilir :) Ek Villain'in müzikleri enfesti. Bakın şuradan dinleyebilirsiniz.





    Filmden beğendiğim bir kaç sözü de aktaralım ve bu sayfa kapansın :)

"Karanlık, karanlıkta son bulmaz sadece aydınlık  onu yok edebilir. Nefret, nefreti yok etmez sadece sevgi onu yok edebilir."

"Başkalarının acılarını paylaşmazsak kendi acılarımızı dindiremeyiz."


11 Şubat 2015 Çarşamba

BEŞE AL, ONA SAT

   İnstagramı yeni yeni kullanmaya başladım. Gerçekten çok güzel paylaşım yapan insanlar var. Bir o kadar da sinir olduğum insanla karşılaştım. Niye sinirlendim peki? 
  Şöyle ki sayın okuyucular yurt dışından satış yapan bazı sitelerden 5 liraya aldıkları ürünü burada instagram üzerinden 10 liraya satıyorlar. Bende geçen aylarda öğrendiğim bir alışveriş sitesinden birkaç şey aldım. Ürünlerim -hem de ücretsiz kargoyla- bulunduğum şehre kadar sorunsuz şekilde ulaştı. Aldığım ürünleri instagramda görünce bi bakayım ne kadar fiyata satıyorlar dedim. Aman Allah'ım resmen iki katına bazen üç katına satmışlar. Bu iş ticaret işi tamam da bu kadar da yapılmaz. 
  Size kendimden örnek vereyim.Resimdeki saati siteden 8 liraya almıştım. İnstagramda 25 tl'ye satıyorlardı. Varın durumu siz düşünün.












  Bende bu durumu sizinle paylaşayım dedim. Aşağıdaki siteden ürünleri ve fiyatları inceleyebilirsiniz. Bu sitelerden alışverişi nasıl yaptığımı da başka bir zaman anlatırım inşallah. Şimdilik sadece siteyi sizinle paylaşmış olayım.

       Sitemiz Buu : aliexpress

10 Şubat 2015 Salı

AŞK YENİDEN

     Uzun zamandır elim klavyeye gitmiyor. Halbuki yazacağım bir sürü şey birikti. Bir yandan da arada bloguma göz atıp, vicdan azabı çekmekle meşguldüm. Blog çocuğum gibi oldu. Uzun zamandır besleyemedim keratayı :) Neysee şimdi yazacağım konuya döneyim.
   Biliyorsunuz ki televizyonda birçok dizi yayımlanıyor bir o kadarı da kaldırılıyor. Açıkçası tanıtımları dönen dizilerin hiç biri -Kardeş Payı hariç- ilgimi çekmiyor. Dram ağırlıklı ya da vıcık vıcık aşk kokan yapımları izleyemiyorum. Fakat geçtiğimiz günlerde Fox' da fragmanı dönmeye başladığından beri sabırsızlıkla beklediğim bir dizi var ki sizlere de tanıtmak isterim.
  "Aşk Yeniden" adlı dizi gerek oyuncu kadrosu gerek konusu ile ilgimi çekmeyi başardı. Başrollerinde çok sempatik bulduğum ve oyunculuğunu beğendiğim Özge Özpirinçci ve Buğra Gülsoy yer alıyor. Özge Özpirinçci'yi uzun zamandır bir dizide izlememiştim. Şimdilik mutluyum :) Sonunda ekranlarda “iyi” diyebildiğim bir romantik komediyi izleyebileceğim.
   Konusuna gelecek olursak; has Karadenizli babasına rest çekip sevdiği adamla büyük umutlarla Amerika'ya giden Zeynep, hamile kaldığını öğrenince sevdiği adam tarafından terk edilir. Bebeği doğduktan sonra bile Amerika da kalmak için çabalayan kızımız çok zorlanınca Türkiye'ye dönmek zorunda kalır.
   Zeynep bunları yaşarken; soylu, zengin bir aileden gelen oğlumuz Fatih de ailesinin her dediğini yapan evlat olmaktan bunalıp okumak istediğini söyler ve soluğu Amerika da alır. Amerika da "hayatımın aşkı" diyebileceği bir kadınla tanışır, birbirlerini severler ta ki Fatih kıza evlenme teklif edene dek. Oğlumuz evlenme teklifi edince, kız bakar ki işler ciddi Fatih'i terk eder. Fatih de hayal kırıklığıyla Türkiye'ye dönmek için yola çıkar. Başrollerimiz Zeynep ve Fatih uçakta karşılaşırlar ve gelişen olaylar sonucunda bir anlaşma yaparlar. "Zeynep, Fatih'in 6 aylığına karısıymış gibi rol yapacaktır."  
  İşte konu böylee. Ben oturdum izledim. Dizi bence izlenebilir, izlense güzel olur :) İnşallah ilerleyen bölümlerde dizi Dallas’a dönüşmez de böyle eğlenceli devam eder. Bir de dizideki tek sıkıntı, oyuncuların arada sırada kullandıkları argo sözcükler. Dizi senaristlerinin dili daha özenli kullanmaları gerekiyor. Bu noktadan başka bir şeye de takılmadım.
  Son olarak diziyi sevdim, beğendim. İnşallah bu dizi de pat diye kaldırılmaz diyerek yazımı noktalayayım dostlar.
 

16 Ocak 2015 Cuma

MUTLULUĞU PAYLAŞMAK

   Dün ilk defa bir nikaha gittim. Kız da oğlan da bizdendi. Yani hem kız tarafı hem oğlan tarafıydım. Çiftimiz çok hoş giyinmişlerdi ve mutluluklarını görmek için gözlerine bakmak yeterliydi. Onların mutluluğunu paylaşmaksa benim için harika bir duyguydu. Nikah sırasında, nikah masasına şahit olarak oturmanın verdiği gururu düşünüp durdum. Düşünsenize nikah sırasında birçok insan orada oluyor ama gelin ve damadın mutluluklarına şahit olduğuna dair resmi belgelerde bir senin ismin geçiyor. Evlilik cüzdanlarında ömür boyu senin şahitliğin yer alacak. Bu çok özel bir konum. İnşallah bir kaç arkadaşım beni nikah şahidi yapar da bende o gururu yaşayabilirim :)
  Sonra yine dün düşünceli, ince fikirli arkadaşların hayatınıza katabileceği güzelliklerin sayısız olacağını fark ettim. Nikah sonrası eve geldiğimizde gelin ve damada arkadaşları tarafından sürpriz olarak hazırlanmış havai fişekler patlarken çiftin yüzünde oluşan gülümsemeyi, o an yaşadıkları sevinci, gelinin gözlerindeki-akşam karanlığına rağmen fark edebildiğim- parıltıyı görmek iyi ki böyle düşünceli bir arkadaşa sahipler diye içimden geçirmeme sebep oldu. Etrafımızdan böyle insanlar eksik olmaz umarım.
  Sözün özü mutluluk kesinlikle  bulaşıcı dostlar. Bir kişinin gözlerinde parıldayan mutluluk o kişiyle bakıştığınız anda size de atlıyor ve yüzünüzde istemsiz güller açıyor. Eminim dün benim gözlerimde karanlığa rağmen parlıyordu. Çünkü yüzümde bastıramadığım daha doğrusu bastırmak için hiç de uğraşmadığım bir gülümseme vardı.
  Sözün özünün özü; burada onlar hakkında yazdığımdan haberleri bile olmayan güzel arkadaşlarımın mutluluklarının bir ömür sürmesini diliyorum ve hepimizin mutlu olup, mutluluk saçan insanlar olmasını temenni ediyorumm efendim :)


9 Ocak 2015 Cuma

KELİME USTASI #2

  Kelime ustasına gönderdiğim mektubu, yardımcısı yanıtlamış. Ben mektupta yazılanlardan habersiz, mektubu öyle bir hevesle açtım ki sonunda tüm harflerimin, tüm düşüncelerimin düzeleceğini sanıyordum. Harflere yaşadığım problemlere ait bir çözüm ummuştum.  Mektubu okuyup bitirdiğimde bedenimi taşıyamaz oldum. En yakın koltuğa  kendimi bırakıp derin bir nefes aldım. Çünkü elimde kalan son çare de tükendi. Yerimden bir milim bile kıpırdamadan uzun uzun düşündüm. Sonra kararımı verdim. Eğer Kelime ustasına mektupla ulaşamıyorsam (ki kendisi ne telefon ne mail kullanıyor)  yanına kendim gideceğim. Sembile Dağı ne  kadar uzakta olursa olsun kelime ustasıyla görüşmem gerekiyor. Artık hayatımda yemeğimden çıkan, ayağıma batan, kedimin boğazına kaçan harfler istemiyorum.

  Bu yüzden önce ailemi arayıp yeni yazdığım roman için Sembile Dağında gözlem yapacağımı söyledim. Annem bu duruma pek sıcak bakmasa da, böyle gözlem gezilerine sık sık çıktığım için  bir şey söylemedi. Eminim ki Kelime  ustasını bulmak için yola çıktığım da annem arkamdan yapabildiği tüm duaları okuyacak, hatta mahalledeki teyzeleri örgütleyip benim için onlardan da dua isteyecek ve ben arkamda kapı gibi dualarla Allah'a emanet yola koyulacağım. 

  Yolculuğa çıkacağımı aileme söyledikten sonra gerekli tüm malzemeleri doldurduğum bir bavul hazırladım. Kaç gündür oradan buradan topladığım 29 harfi özenle bir keseye yerleştirip onları da yanıma aldım. Gerçi kesenin içinde kımıl kımıl hiç durmuyorlar. Umarım yol boyunca uyurlar. Acaba harfler uyurlar mı?  Bu defa iyi olacak hasta, doktorun ayağına gidiyordur inşallah. Son zamanlarda yazı yazamadığım için ses kayıt cihazımı da gözümün önünde bir yere yerleştirdim. Kedimi kapı komşumuz canan teyzeye bıraktım. Kapıyı tırmalayan pati seslerini güçlükle duymazdan gelip son kontrollerini yaptığım arabama bindim. Artık hareket vakti, bas gaza kaptann...



7 Ocak 2015 Çarşamba

EN SEVDİĞİM OYUNCAK ATARİİ


  Bizim kuşak bilir. Bir zamanlar atarimiz vardı. Ne oyunlar oynardık Süper Mario, Road Fighter, Galaxian, Tank....Kardeşimle bayram paralarımızı biriktirip her bayram sonunda yeni bir atari alırdık.(bir öncekini kırdığımız için almaya mecbur kalırdık aslında :)) Bir kasetten sıkılınca, okul harçlıklarımızı biriktirip  saatçi amcadan yeni kaset alırdık. İki oyuncuyla oynanan oyunları bir hırsla oynardık. Bazen kendimizden geçer "Senin yüzünden yenildik" diye saç baş kavgaya tutuşurduk:) bu kavgalarımızın sonu ya annemin azarlarıyla ya da atarimizin geçici süre elimizden alınmasıyla son bulurdu. Ne güzel günlerdi ya.

  Aradan yıllar geçti. Ben bazen çocukların oyun oynadıkları sitelere girip macera oyunları oynamaya çalışıyorum ama hiçbirinde Süper Mario'nun, Tank'ın  tadı yok.(ne sefil günlerdi yaa) Bir gün internette araştırırken benim gibi insanların da var olduğunu gördüm. Meğer eski atari oyunlarını bilgisayarıma indirip kurabiliyormuşum. Hemen indirdim. Bakın tam da şuradan sizde indirebilirsiniz. Bir de oyun konsolu aldım. Öğrenci evindeyken, aynı evi paylaştığım arkadaşları da atari aşığı yaptım. Turnuvalar düzenlemeye başladık. Böylece "Tank da yenen şununla maç yapacak", "O yıldız benim hakkımdı" "Kaç canımız kaldı" gibi cümleler tekrar hayatıma girdi. Final haftalarında ders çalışmaktan kafamız ağrıdığında "iki el atari oynayalım be" diye birbirimizin gözünün içine bakar olduk. Kardeşimle ise artık oynayamıyoruz. Beyimiz Nfs, Pes oynamaktan atariyi hafife alıyor ne yazık ki.

  Kısacası bilgisayarım da hala atari oyunları oynuyorum. Candy Crush'dan sıkılınca arada bir atari oynamak çok iyi hissettiriyor. Çocukluğunuzu özlediyseniz, atari oynamaktan eskisi kadar zevk alacağınıza garanti veririm. Hele iki kişi tank oynarken değmeyin keyfinize.Bu kadar atari bahsinden sonra var mı benimle rakip olmak isteyen :)




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...