30 Nisan 2016 Cumartesi

Grapon Kağıtları

Kitapçılarda dolaşmak çok hoşuma gider benim. Saatlerce kalsam sıkılmam. Yeni yeni kitaplar gözüme çarpar her defasında. Hemen listeme eklerim ki sonradan unutmayayım. İşte böyle bir kitapçı ziyaretim sırasında karşılaştım Didem Madak'la. Üç kitabı bir rafta yan yana koyulmuştu. İnceciktiler ve çok güzel kapakları vardı. İçlerini açtım tek tek. Hepsi şiir kitabıydı. Şiir okumayı sevmem hâlbuki ama o gün kendime söz verdim. Bu kitaplar alınacak ve kitaplığa eklenecek diye. 

O günden yaklaşık bir yıl sonra kitaplarından birini aldım. Grapon Kağıtları'nı.. Okudum okudukça içim acıdı. Hüzünlendim. Üzüldüm. Gözlerim nemlenmiş bile olabilir. Şimdi geçmiş zaman hatırlamıyorum. Bu kadar acı içinde içimi ısıtan şeylerde vardı. O kısacık kitabı günlerce okudum. Yavaş yavaş sindirebilmek için. Kitabın her yerini çizdim o kadar çok harika dize vardı ki.. Her dize de bu kadar acı içindeki kadını merak ettim.Açtım araştırdım. Annesini kaybetmiş bir İzmirli şair. Aslında avukat ama şairlik ona daha çok yakışmıştı bana göre. Sonra yaşamını araştırmaya devam ettim. Vikipedi yetmedi haliyle. Füsun adında  bir kızı varmış. Kızı için de şiirleri vardı onları da okudum. En son öğrendim ki kansere yakalandığı için 41 yaşında kaybetmişiz Didem Madak'ı. Öldüğünü öğrenince ağlamıştım sanırım. Annesine duyduğu derin özlemi kızı da kendisine duyacak diye.. 

Şimdi en sevdiğin şair kim deseler Didem Madak derim. Kitapları kendime söz verdiğim gibi kitaplığımın baş köşesinde yer alacak. Ara ara tekrar okunacak, gerekirse ağlanacak. 

Bu arada, bu kadar yazıdan sonra tabi ki Grapon Kağıları'nı okumanızı tavsiye ettiğimi anlamışsınızdır. Ah'lar Ağacı ve Pulbiber Mahallesi'ni de okuyun bence.:)

Buraya bir kaç dizesini bırakayım

.... şöyle bir şey yazdım sonra
ya
ğmur, çamurlu bir elbise dikiyor şehre
sıkılıyoruz hepimiz bu çamurlu giysinin içinde.
berbattı,
bir
şiire böyle başlanmazdı.
************************************
Annem çok sevmelerin kadınıydı.
Daldaki kirazları, yazmasındaki oyaları, fistanındaki çiçekleri, asmadaki üzümleri, evin kedisini, soka
ğın delisini, babamın gömleğini, beni, bizi, mahalleyi...
Bildi
ğim her şeyi severdi. Bana da sevmeyi öğretti.
Öyle az buz değil "çok sev!" derdi.
Annem gibiyim artık. Az sevme bilmiyorum ben."

Ben de Didem Madak için küçük bir şey yazmıştım zamanında "Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım" şiirini okuduktan sonra galiba. Onu da buraya bırakıp gideyim :))








Çiçekli  kadınları severim ben. Sizde bilirsiniz onları. Hani ellerinde demet demet şiir kokusu gizlidir. Olmadık zamanlarda karşınıza çıkıp dizelerine aşık ederler insanı. İşte bu yüzden sevilesidir her biri...

28 Nisan 2016 Perşembe

Göçebe Hayatım

Son 5-6 yıldır kısmi göçebe hayatı yaşıyorum.Oradan oraya savrulurken dönem dönem "bakalım şimdi nereye gideceğim" düşüncesi, hayali, stresini hayatıma baş tacı yapıyorum. Her dönemeçte kendi elimle yazdığım şehir isimlerini tekrar tekrar gözden geçiriyorum.. Sonra o şehirlerden birinde soluk almaya başlıyorum. İşte o zaman hem aileden bağımsız, özgür, mutlu birey hem aile özlemi duyan, çocuksu kişi aynı bedene sığıveriyor. 

Her şehir farklı kurallara sahip tabi. Mesela bir şehir de 5 gün makarna yiyebiliyorum. Diğerinde harika ev yemekleriyle dolu sofralar kuruluyor. Midem de bayram havası :) Bir evde tehlikeli yolculuklara çıktığımda ailem "göz görmeyince gönül katlanır" mantığıyla ses çıkarmazken  diğer evde tehlikenin t'sine üzüntülü, endişeli yüzler beliriyor. Haliyle ikna çabaları baş gösteriyor. Bir şehir de akşam ezanıyla birlikte merak edilirken diğerinde sadece eve geldiğimi haber veriyorum.

Bir de giysi sorunsalı var. Kendini bir yerden bir yere sürüklerken, kıyafetleri de yanında götürmek çile.Onlara eve geçince yer bulmak ayrı bir çile. (Anneler gardıropların boş kısımlarını hızla doldurabiliyorlar çünkü :)) Küçük hüzünler de yaşıyorum. Mesela bavula koyduğum kıyafetlerimi görmezden gelip, askıda kalan kıyafetlere hüzünle bakıyorum. Yer kalmayınca elden bir şey de gelmiyor. Bazen göçeceğim şehrin hava durumunu yanlış tahmin ediyorum.Bu durumda ya  delice üşüyorum ya da sıcaktan pişiyorum. Getirdiğim kıyafetlerin bazılarını giderken unutunca ilerleyen günlerde  yoksunluk hissi  yaşıyorum  tabi. 

Tatillerde bir evi bırakıp diğerine giderken sonsuz heyecan oluyor. Yollar bitmek bilmiyor. Hele de sürpriz yapıyorsan. Sonra kapılar açılıyor ve  tarifsiz bir sevinçle karşılaşıyorum. İlk bir kaç gün bu eve alışmaya çalışıyorum. Hemen yerime adapte olamıyorum çünkü. Sonra öyle alışıyorum ki bırakıp geri dönmek ağır geliyor. Dönüş zamanı gelince biraz buruk yine yollara düşüyorum. Yeniden tekil hayata merhaba diyorum. O an  bu hayatı da özlediğini fark ediyorum. Bu kısır döngü sürüp gidiyor. Göçebe bir hayat, her yeni şehirde beni bekliyor :))




20 Nisan 2016 Çarşamba

İmera

Karadeniz müziklerini herkes sever sanırım. Hatta bir çok şarkıyı ezbere biliriz . Ne kadar cover yapılırsa yapılsın eskiden yeniye heme hemen birçoğunu  bir güzel dinleriz. Benim edindiğim izlenim bu en azından.

Ben uzun zaman önce bir Karadenizli  arkadaşım sayesinde bir grup keşfetmiştim. İlk dinlediğim zaman grubun şarkılarını kulak ardı edip pek beğenmedim açıkçası. Sonradan bir kaç defa daha denk gelince baktım çok güzel sözleri varmış.Müzikleri de bir harika. Dinlemeye başlayınca bağımlısı oldum. Şimdi sürekli onları dinliyorum.

Bu kadar övdüğüm grubun adı İMERA  Bir çoğunuz biliyorsunuzdur belki.Mustafa Ceceli' nin "Emri Olur" şarkısından sonra daha da ünlendiler. Ben  bilmeyenler için ben şarkılarını buraya bırakayım da sizin de hoşunuza giderse dinlersiniz demi ama  :))

Emri olur

İmera Fera (Gün Işığım)

Yan İstanbul

Günahın Yazılmayi

Not: İmera Rum'ca da "Gün" demekmiş. Grubun İmera adında bir de kedileri varmış.Sevimli bir grup  vesselam:))

17 Nisan 2016 Pazar

Bir Adım ve Bir Adım Dahaaa

Derler ki bir insana kimin ismi veriliyorsa o insan, ismini aldığı kişinin 7 özelliğini alırmış. Ben ismimi anneannemden almışım. Çok severim kendisini. Onun bir kaç özelliğini almışım gerçekten. Anneannem, içi daraldığında yürümeyi ve etrafta gezinmeyi sever. Ben de içim daralırsa yollara düşerim. Yürümeye başladığımda kendime dur demeden saatlerce yürürüm.Bu sırada etrafa bakınırken aylaklık edebilirim ya da ciddi bir tempoyla sporculara taş çıkartabilirim. Yürürken hava biraz  rüzgarlıysa, hafiften de güneş vuruyorsa keyfime diyecek olmaz. 

Bugün rotamı farklılaştırarak çok değişik bir yol çizdim kendime.Yakın arkadaşımla ani bir karar vererek bir dağa tırmanmaya karar verdik. Dağları ne kadar sevdiğimi şurada anlatmıştım. Haşmetli kaya parçaları uzaktan tırmanılması kolay yapılar olarak görülüyor. Tamamen kandırmacaymış meğer. Tırmandıkça daha çok yoruluyorsunuz.İşte o zaman göründüğü gibi kolay olmadığını iyice anlıyorsunuz.Yükseldikçe manzara da değişiyor. Her şey küçülürken siz mutluluktan kahkahalar atacak seviyeye geliyorsunuz. Yani bende ki etkisi böyle oldu. Ağzım kulaklarımdaydı. Bir şeyler başarma hissi çok güzeldi. Ne yalan söyleyeyim bu yüksekliklere herkesin çıkamayacağını düşününce biraz daha mest oldum.

Böyle anlatınca harika tabi ama tehlikeli yönlerini de var. Tırmandığın yerden inememek  çok büyük bir dertmiş. Çoban köpekleriyle karşılaşmak da büyük korku sebebi.Tepeden yuvarlanan taşlardan hoplaya zıplaya kaçarken adrenalinim tavan yaptı mesela. Hatta bir ara yürüyerek çıktığımız dağdan, helikopterle indirmek zorunda kalacaklar diye düşünmeye başlamıştım.  :))  

Bu kadar korku dolu anları yaşamış olsam da o kadar eğlendim ki bir daha gitmek istiyorum. Değişik bir tutku oldu sanırım. Hani ölmeden önce yapılacaklar listesi vardır ya size tavsiyem kendi listenize dağ yürüyüşünü de ekleyin. Çok eğleneceğinizi garanti ediyorum. Nokta :)) 


16 Nisan 2016 Cumartesi

Çat Kapı

Bilirsiniz ki ülkemizin komşuluk ilişkileri pek gelişmiştir. Bununla övünürüm çoğu zaman.  Başın sıkışınca, için daraldığında  uğrayıverdiğin komşu teyzeleri seviyorum çünkü.Mesela anahtarı unutup da kapıda kalınca ailen gelene kadar sana kucak açan insanlar  komşularındır. Bir yere uzun süre gidiyorsan eve göz kulak olması için anahtarı komşuya bırakırsın. Evde kalmayan bir malzeme için acilse komşuya koşarsın. Evde pişen çorbadan bir tas komşuya götürür, o da tabağı boş vermemek için evde pişen yemekten koyuverir sana. Eve girip çıkarken görürsen hal hatır sorarsın, çarşı da pazar da karşılaşınca merhaba dersin.. Bunlar bana her defasında hep samimi ve bıkılmayacak kadar güzel gelir. Küçük müstakil evimizden, apartmana taşındığımızda da bu hislerim değişmedi. Bizim apartman güzel insanlarla dolu hala..

Komşuluk ilişkilerini ne kadar sevdiğimi anlamışsınızdır sanırım fakat bu aralar komşularımdan biriyle küçük bir problemim var. Hani sürekli bir şeyi istemek için kapıya dayanan, yumuşak yüzünü görünce isteklerinin ardı arkası kesilmeyen tipler vardır. Ben pek hazzetmem öyle insanlardan. Samimiyetimden yararlanıyorlarmış gibime geliyor. Öyle bir komşu edindim işte. Çat kapı uğramalar, sürekli bir istekte bulunmalar.. Sevmiyorum öyle çat pat gelip giden insanları. Evet komşuluk güzel ama herkesin dinlenmeye, kendine vakit ayırmaya ihtiyacı da var. Böyle davranışlar insanı soğutuyor. Saygısızlık olarak da görüyorum böyle davranışları. Komşuluk da olsa arkadaşlık da olsa sınırını bilip kendinden bıktırmamakta fayda var. Ben böyle düşündüm de dostlar siz ne dersiniz. Haklı değil miyim sizce? 



14 Nisan 2016 Perşembe

Kış Uykusu ve Kurbağalar

Kış uykusuna yatan hayvanlarla ilgili bir yazı okumuştum geçenlerde. Kurbağaların, salyangozların, köpek balıklarının ve böceklerin uyuduklarını biliyor muydunuz? Hadi bilmiyorsanız benden öğrenmiş olun. Evet bilim çocuk dergisi gibi başladık yazıya ama anlatmak istediklerim tabi ki bu değildi.

Anlatmak istediğim şuydu; baharı çok sevdiğimi biliyorsunuz. Herkesbilir gerçi :) Baharın geliyor gibi yapmasıyla buralarda kurbağa sesleri duyar olduk. Hem de ne ses Ya Rabbi.. Her yerden bir vıraklama sesi derken orkestra gibi oluyorlar. Bu sesleri duydukça diyorum kış uykusundan uyandılar keratalar.. Onlara bir de cırcır böcekleri eşlik ediyor ki ortalık bayram yeri gibi oluyor. Gündüz etrafın gürültüsünden duyamadığım bu sesleri, gece fark etmeye başlıyorum. Rahatsızmışım gibi anlattım ama bu seslerden o kadar memnunum ki kurbağaları duydukça elime çayımı alıp balkona geçmek istiyorum. Havalar hala soğuk olduğu için pek cesaret edip çıkamasam da bir gözüm güneşte bir gözüm balkonda.Azıcık güneş görsem kendimi balkona atacağım. Bol bol kurbağa  ve cırcır böceği sesi dinlemek için.

Şimdilerde anlıyorum ki insan, mevsimler değiştikçe rengarenk  giysiler kuşanan dünyaya bakmaktan lezzet alıyor. Kışın solup giden seslere, kokulara tatlara, renklere baharla kavuşunca farklı bir mutlu oluyoruz. Yaz sona erdiğinde yavaştan kışa özlem de başlıyor ve hayatımız bu şekilde akıp gidiyor işte. Hep baharı yaşasaydık sıkılırdım sanki ya da hep kış olsaydı depresyona girip ölür giderdim. Hep yaz olsaydı da bunu düşünmek bile istemiyorum... Allah bu düzeni nasıl böyle kurmuş. Şaşkınlık ve hayret içindeyim. Bunlar da  şimdi yazarken aklıma geldi.Yazının sonunu hiç böyle bağlama planım yoktu. Neyse yazmışsak kalsın böyle. 

Demem o ki Allah, biz her durumdan çabucak sıkılan kullarının durumunu biliyor nasıl olsa. Bu güzel alemi bizim için ne harika inşa etmiş. Hayran olmamak elde değil gerçekten değil mi sevgili dostlar :))


13 Nisan 2016 Çarşamba

Biz Neler Atlatmışız Be

Bugün arkadaşlarla eskiden dinlediğimiz şarkılardan konuşuyorduk. Sonra "aa evet oda vardı bak, şu da vardı" diye açıp, dinlemeye koyulduk.Dinlerken gülmekten karnıma ağrılar girdi. Ne şarkılar dinlemişiz meğer. Neler atlatmışız :)

Bir İsmail Yk'mız vardı mesela. Bir ara fenomendi. Alman-Türk karışımı değişik stiliyle gönlümüze taht kurmuşluğu var. Bakınız bu şarkısı gibi..

İsmail YK- Allah Belanı Versin

Bas Gaza
Sonrasında yine İsmail Yk gibi değişik tiplerde ortaya çıkan CanKan kardeşler vardı. Siyah gözlüklerle, Karayip Korsanı gibi bir tiple onları da bağrımıza basmıştık.

CanKan- Yaranamadım

Bir ara amatör şarkıcılar modaydı. Sesin güzelse hele gitar da çalabiliyorsan, patlatıyordun duygusal bir şarkı dinlenme rekorları kırıyordun. Mesela Gökçe Kırgız gibi..

Gökçe Kırgız- Kalbime Gömerim O zaman

Arabesk bir dönemin vazgeçilmeziydi. Sonraları biraz daha melodiler yumuşayarak-sözler aynı acılarla dolu olsa da- arabesk-pop kültürümüz oluştu. İşte burada Rober Hatemo devreye giriyor bir de Hakan Taşıyan.. 

Rober Hatemo- Beyazlar İçinde Sen 

Hakan Taşıyan- Güz Gülleri

Rap müzik bana pek hitap etmese de Sagopa dinlemeyi severim ama bünyemin kaldıramadığı bir Arabesk-Rap birkaç müzik var ki aman Allahım -_-'

Musa& Gülşah-Çek Git Bebeğim Uzaklara 

DJ Akman- Seninle İlk Defa
Buraya kadar paylaştığım şarkılar sizi yeterince eğlendirmiştir sanırım. "Ne şarkılar varmış be" demişsinizdir sizde.:) 

Bu da postun bonusu olsun :))

Kerim-Yanıldım

Not: İsmail Yk müzik hayatına hala devam ediyor ve Allah Belanı Versin'e 2016' da yeni bir klip çekmiş :D

Notunnotu: CanKan'da devam ediyormuş. Şaşırdım ve üzüldüm. Keşke anılarda kalıp bizi eğlendirmekle yetinselerdi -_-


11 Nisan 2016 Pazartesi

Unutabildiğim Kadar Mutluyum..

Denir ki insan kelimesi, nisyan kelimesinin kökünden gelir. Nisyan: unutma demektir. Bu durum unutmaya meyilli, hafızası çok da iyi olmayan varlıklar olduğumuzun göstergesi kabul edilir. Bana da çok anlamlı gelir. 

Ara ara "unutmak, unutabilmek" hakkında düşünürüm. Düşüncelerim, yaşadıklarıma göre  değişiyor. Örneğin çok unutkan olduğum zamanlar, unutulmaması gereken her şeyi unutmaya başladığım da kendime kızmaya başlıyorum. Bir yandan unutkanlığımdan yakınıp bir yandan daha iyi bir hafızaya sahip olmak için çabalıyorum."Bu da unutulur mu? İyice beynin öldü. Beynini öldürdün aferinn" diye de söylenmeyi ihmal etmiyorum tabi. 

Bazı zamanlar da unutmanın bir şükür sebebi olduğunu düşünüyorum. Özellikle duygusal ya da fiziksel mana da acı çektiğim bir dönemse. Acı çektim diyorsam şükür ki öyle büyük dertlerim, hastalıklarım olmadı. Basit şeylerdi yaşadıklarım. Fakat çevremde gördüğüm evladını kaybetmiş, anne-babasıyla- eşiyle büyük dertler atlatan insanları görünce durumu daha iyi idrak ediyorum. Mutsuz anlar  aynı tazeliğini hep korusaydı, bir daha toparlanma gücü bulamazdık. Hayatın bir kenarına yığılır kalır, bir enkaza dönüşürdük. Halbuki unutabilince acılarımız biraz olsun hafifliyor ki bu da yaşamamızı sağlıyor. 

Ne kadar unutkanlığımdan dem vursam da çoğu zaman unutmak nimetini verdiği için Allah'a şükrediyorum. Kötü anıları, acı veren duyguları biraz olsun unutmak, bahar temizliği gibi duygularımızı tazelememizi sağlıyor sanki. Bu yüzden kötü anıları, inciten duyguları zor olsa da silip yerine güzel şeyler eklememizi sağlayan unutma nimeti için tekrar teşekkür etsem fena olmayacak değil mi :))


10 Nisan 2016 Pazar

DİLWALE


Uzun zamandır Hint filmi izlememiştim. Dedim hazır izlemişken merak ettiğim filmi  izleyeyim. Dilwale'yi beklediğimi de şurada yazmıştım. Sonunda izledim. Gelelim nasıl olduğuna..

2015 yapım, aksiyon- romantik türdeki filmimiz de Kajol ve Shahrukh Khan yani iki usta oyuncu ve Hint film sektörünün yeni yüzlerinden olan Varun Dhawan ve Kriti Sanon başrol olarak yer alıyor.

Konu olarak iki mafya babası  arasında bitmek bilmeyen bir düşmanlık vardır. Bu düşmanlık ortasında ise iki aileyi birbirine daha da düşüren bir aşk filizlenir. Fakat yanlış anlaşılmalar yüzünden bu aşk küllenmeye yüz tutar. Tam 15 yıl.. Kader iki aşığı yıllar sonra bir araya getirir. Bakalım bu rastlantı her şeyin düzelmesine yetecek midir?

Konusundan da anlayacağınız gibi filmin klasik bir konusu vardı. Bol aksiyonlu bol romantik sahneliydi. Tam düşündüğüm gibi. Ama aksiyon sahneleri o kadar yapay ve abartılıydı ki gülmekten kendimi alamadım. Bizim Cüneyt Arkın  filmleri gibi. Kahramanımız bir tekmeyle 10 kişiyi öldürür, kurşun sağ kulağının dibinden geçer ama  asla ona bir şey olmazz :D Bir de Varun Dhawan ve yan karakterler  bazı sahnelerde öyle kötü oynamışlar ki o bölümleri atladım.İtiraf ediyorum. Filmi şu an yerin dibine soktum.Bunun da farkındayım. Ama beklediğimden çok çok daha basitti.  O oyunculardan müthiş bir film çıkaramayan senariste ve yönetmene de  üzüldüm. Bence bu diyarı terk etsinler.

Shahrukh Khan'ın film boyunca çok kötü giyindiğini de belirtmeden geçemeyeceğim.Kafasına taktığı bant hiç olmamış zaten .Bakınız -_-

Filmin en güzel yanı Kajol ve Shahrukh Khan'ı yeniden bir proje de birlikte görmekti. Kısacası çerezlik bir film izlemek isterseniz tabi :)

Her zaman olduğu gibi müziğimizi de buraya bırakıp gidelim. Filmin müzikleri güzeldi çünkü..





3 Nisan 2016 Pazar

Bahar Okuma Şenliği Kitap Listem

Pinuccia bir okuma şenliği başlatmış.Daha önce hiç katılmamıştım ama bu etkinlik dikkatimi çekti ve kategorilerde çok orijinal.Siz de katılmak isterseniz Pinuccia'nın bloguna buradan ulaşabilirsiniz :)

  1. Kategori (10 puan): Olayların bahar mevsiminde geçtiği veya baharı, çiçekleri, börtü böceği çağrıştıran bir kitap.
Papatya Kokulu Hikayeler


2. Kategori (10 puan): Bir çizgi roman veya manga veya foto roman.
???


3. Kategori (10 puan): Yaşanmış bir savaşı anlatan bir tarih kitabı veya olayların yaşanmış bir savaş döneminde geçtiği kurgusal bir roman.
Stendhal- Kırmızı ve Siyah 


4. Kategori (10 puan): Anti-kahraman bir karaktere sahip bir kitap. (Öneriye ihtiyacınız varsa goodreads sayfalarına buradan veya buradan ulaşabilirsiniz)
Alexsandre Dumas-Monte Kristo Kontu


5. Kategori (10 puan): Evde okunmayı bekleyen veya elinizde olmasa da okumak isteyeceğin 10 kitaptan kurayla belirleyeceğin bir kitap.
Hekimoğlu İsmail-Menan Cinleri


6. Kategori (10 puan): Yasaklanmış bir kitap.

Lyman Frank Baum-Oz Büyücüsü

7. Kategori (10 puan): "Kadın" temalı bir kitap.

Zülfi Livaneli- Leyla'nın Evi

8. Kategori (10 puan): İşlenen suçun cinayet olmadığı polisiye/gerilim türünde bir kitap.

John Katzenbach- Profesör

9. Kategori (10 puan): Gilmore Girls listesinden bir kitap. (Listeye buradan erişebilirsiniz)
Tolstoy-Anna Karenina


10. Kategori (10 puan): Normalde okumayacağınız veya uzak duracağınız türde bir kitap.

??

11. Kategori (10 puan): Mektup veya anı veya biyografi veya otobiyografi türünde bir kitap.
Sabahattin Ali- Hep Genç Kalacağım


12. Kategori (10 puan): Kitap Ağacı'nın aylık kitaplarından veya herhangi bir Kitap Ağacı Kulübü tarafından Bahar Okuma Şenliği sırasında okunacak bir kitap.
Orhan Pamuk- Kırmızı Saçlı Kadın


13. Kategori (10 puan): Basılı tek bir kitabı olan bir yazardan bir kitap.
???


14. Kategori (10 puan): Hayvanların ana karakterlerden biri olduğu bir kitap.
???


15. Kategori (10 puan): Genç yetişkin türünde bir kitap.
Jack London- Vahşetin Çağrısı

16. Kategori (10 puan): Olayların Güney Yarımkürede geçtiği bir kitap.
Gabrial Garcia Marquez- Kırmızı Pazartesi


17. Kategori (10 puan): Kendi ülkesinde yaşamayan / yaşamamış bir yazardan bir kitap.

18. Kategori (Her kitap 10 puan, 3 kitabı da okuyana ekstradan 20 puan, toplam 50 puan)Olayların geçtiği yerin kitabın isminde yer aldığı üç kitap.

Tarık Tufan-Şanzelize Düğün  Salonu
Sabahattin Ali- Mahkemelerde
Emile Zola-Meyhane

19. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 30 puan, toplam 60 puan): Kapağındaki baskın rengin kırmızı ve mavi ve yeşil olduğu birer kitap. (Her renkten bir kitap okumanız gerekiyor).
Mavi:
Sabahattin Ali-Markopaşa Yazıları ve Ötekiler
Kırmızı:Paulo Coelho-Elif
Yeşil: Emile Zola- Bir Aşk Sayfası

20. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 20 puan, toplamda 60 puan): Şimdiye kadar hiç kitabını okumadığınız dört yazardan birer kitap. Yazarların ikisi Türk, ikisi yabancı, ikisi kadın, ikisi erkek olmalı.
Yeni yazarları keşfetmek lazım. Kim bilir şimdiye kadar hiçbir kitabını okumadığımız ama çok seveceğimiz ne çok yazar var. Bir Türk kadın, bir Türk erkek, bir yabancı kadın, bir yabancı erkekten olmak üzere toplam 4 kitap okumanız gerekiyor.
???


21. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Ölmeden Önce Okunacak 1001 Kitap Listesinden dört kitap. (Listeye buradan erişebilirsiniz)
Gogol- Ölü Canlar

Balzac- Goriot Baba
J.D Salinger- Çavdar Tarlasında Çocuklar
Jeanette Winterson- Vişnenin Cinsiyeti

22. Kategori (Her bir kitap 10 puan, tüm kitaplar okunursa ekstradan 40 puan, toplamda 80 puan): Kendinizin belirleyeceği bir temaya uyan dört kitap.
Temaları zorlaştırıp kolaylaştırmak sizin elinizde. Bu kategoride herhangi bir edebi türe ilişkin 4 kitap okuyabileceğiniz gibi (örneğin 4 bilim kurgu kitabı), tek bir ülke veya bölge edebiyatına ait (örneğin İngiliz edebiyatı), tek bir yazara ait, tek bir konuya ait (örneğin ölüm temalı kitaplar), tek bir edebiyat ödülüne ait (örneğin Pulitzer ödüllü kitaplar) kitaplar okuyabilirsiniz.
Benim Belirlediğim Tema;Koridor Yayınevi'nin Kitapları


John Verdon-Peter Pan Ölmeli
John Verdon- Şeytanı Uyandırma
Karen Sander- Benimle Öl
Ruger Hobbs- Hayalet Adam

2 Nisan 2016 Cumartesi

MOMO

Uzun zaman önce bir arkadaş tavsiyesiyle başladım bu kitaba. Daha önce hiçbir kitabını okumadığım yazarın hayal dünyasını satır satır takip etmek güzeldi. Hele ki bu hayal dünyasından, gerçek dünyaya dair çıkarımlar yapınca  daha da güzel oldu.

Momo, Michael Ende tarafından kaleme alınmış çok tatlı bir kitap.Türü fantastik sayılabilir. Ayrıca dili basit ve yalın. İnsan sıkılmadan okuyor. Bu yüzden geniş bir okuyucu yelpazesi vardır sanırım. Çünkü çocukların da bir şekilde zevk alarak okuyabilecekleri bir kitap. Büyükler içinse daha derin anlamlar içeriyor. 

Kitaba ismini veren, kitabın baş karakteri Momo adlı küçük bir kız. Momo ne bir aileye sahip ne de bir eve. Kasabada yaşayanların ona sahip çıkmasıyla yaşamını sürdürüyor. Herkes onu çok seviyor ve dertlerini ona anlatıyorlar. Çünkü Momo çok iyi bir dinleyici. Hatta yazarımız der ki; "Momo'nun hiç kimsenin yapamayacağı şekilde başardığı şey şuydu: dinlemek..Çok az kişi gerçekten iyi bir dinleyicidir." 

Kitapta insanların zamanlarını çalan duman adamlar, çalınan zamanlarıyla yaşamaya alışan mutsuz insanlar ve onları eski hallerine döndürmeye çalışan bir garip kız Momo'nun hikayesini okuyacaksınız.Bol bol zaman kavramını sorgulayacaksınız. 

Benim düşüncelerime gelirsek kitabın fiziksel yapısını sevdim.Kitabın sayfaları krem renkli ve saman kağıdı gibi bir dokuya sahip. Yazılar ise bordo renkte. Bu yapıdaki kitapları okumayı seviyorum.Daha samimi geliyor nedense. Kitabı ilk bitirdiğimde biraz basit olduğunu düşünmüştüm. Sonraki zamanlarda kitapta yaşananlarının gerçek hayatta karşıma çıkması sık sık kitabı hatırlamama sebep oldu. Anladım ki basit bir kitap değilmiş. Yeni yeni özümseyebildim. Bu kitabı okumanızı tavsiye ederim. Hayatta çok yerde karşınıza çıkıp aklınıza gelecektir.

Bir kaç alıntıyla bitireyim...

  "Onu ölçmek için saatler ve takvimler yapılmıştır ama bunlar hiçbir şey ifade etmez. Herkes çok iyi bilir ki bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Çünkü zaman yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir."

"  Gözleriniz görmeye, kulaklarınız duymaya yarıyorsa, insan yüreği de zamanı algılamaya yarar."

  "Hayatta en tehlikeli şey gerçekleşmiş hayallerdir.Artık hayal edecek hiçbir şeyim kalmadı.Bu cehennemden farksız."


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...