26 Aralık 2014 Cuma

YENİ BİRİ

   Sizi biriyle azıcık tanıştırıp gideceğim dostlar. Geçenlerde yazmıştım "Ben müzik dinlemeyi severim ama yeni şarkıcılar keşfetmeyi de çok severim" diye. Bugünlerde bir arkadaşımın paylaşımıyla tanıştım bu hoş bayanla. Sesi beni benden aldı. Dinlerken huzurun kıyılarına dolanıyorum resmen. Belki bilenleriniz vardır ama daha henüz onunla tanışmamış olanlarınız için sizinle de paylaşayım dedim. Lafı uzatmadan sözü ona bırakıyorum:) Şimdilik hoşçakalınn









    Bir de konuyla ilgili değil ama "Masal Yıldızı" blogunda yeni yıla, yeni bir defterle başlamak isteyenler için bir etkinlik düzenlenmiş. Bende çok beğendim ve hemencecik katıldım. Eğer sizde katılmak isterseniz Masal Yıldızı'na bir göz atın bence. Bu arada son gün 28 aralık ilgililere duyurulur :)

25 Aralık 2014 Perşembe

KELİME USTASININ YARDIMCISI


Merhaba Bayan Peri,

  Ben Kelime ustasının yardımcısıyım. Gönderdiğiniz mektup elimize yeni geçti. Mektupta harflerle yaşadığınız problemlerden bahsetmişsiniz. Zaten cümle sonlarına koyduğunuz noktalardan anlayabiliyoruz. Zor durumda olmalısınız. Sizin gibi harflerle sorun yaşayan birkaç kişiden de mektup almıştık hatırlıyorum. Ustam bununla ilgili bir çözüm bulmuştu fakat şu an da burada değil. Uzun bir tatile ihtiyacı olduğunu söyleyip Sembile Dağına gitti.

 Yılın belli dönemlerinde, oraya gitmek rutinlerinden biridir. Bu karda kış da, Sembile Dağı’nda Kelime Ustası’nın ne işi var diye düşünebilirsiniz. Bu dağ arkadaşına aitti ve şimdi ona miras kaldı. Dağ miras kalır mı demeyin oluyor böyle şeyler. Hem ustam garip ve bilge bir kişidir. Bilirsiniz bilgelerin işine akıl sır ermez. Sonuçta Ferrari’sini satan bir bilge bile varken bunlara kafa yormuyorum artık. Biraz boş yazdım sanırım. Yazdıklarımı silemem de. Neyse.

  Kısacası size tek söyleyebileceğim sorununuzun çözümü ustam da olsa da biraz beklemeniz gerekecek. Bu “biraz” uzun bir zamana da dönüşebilir tabi. Dedim ya ustamın işlerine akıl sır ermez. Yani siz bir süre daha bu problemle yaşamaya devam edecek gibi görünüyorsunuz, sevgilerle.


  Kelime ustasının yardımcısı…

23 Aralık 2014 Salı

RUHUNUZA DOKUNUYORSA...



 Gelin bugün sizi şarkılarınıza doğru yola çıkarayım. Ben mi?  Ben şu an yoldayım zaten :) Uzaktan, yakından, kendi dilinizden, farklı dillerden, anladığınız, anlamadığınız bir müzik dinleyin. İstediğiniz şarkıyı seçin, hemen şimdi. İster rock ister slow ister jazz olsun. Uzun zamandır dinlemediğiniz bir şarkı dolsun kulaklarınıza. Özlediğiniz fark edin. "Bu şarkıyı dinlemeyeli ne kadar uzun zaman olmuş" diye  şaşırın birde. Ben de şimdi tam da size anlattığım şeyi yapıyorum. Beynimde notalar uçuşuyor. Şu an bu yazıyı yazmıyor olsaydım gözlerimi kapatırdım. Neyse yazıyı bitirince inşallah :)

 Ne kadar farklı değil mi müzik? Ben her düşündüğümde hayran oluyorum. Duygularını öyle bir yolla anlatıyorsun ki; neşeliysen müzik yaparken, senin şarkılarını dinleyenlere bulaşıyor mutluluğun ya da üzgünsen, insanlar dertlerine ortak oluyor. Tabi buna bizim düğün şarkılarının bazılarını katmıyorum. Bir ara "güz gülleri gibiyim" diye bir şarkı vardı hatırlarsanız. Ayrılık şarkısıydı ama düğünlerde gelin ve damadın ilk dans müziği için kullanılıyordu. Yani saçma bir durumdu :D Bu gibi istisnaları geçersek müziğin duygu taşıma da harika bir araç olduğunu düşünmekteyim. Peki böyle düşünceler kafamı ilk ne zaman sardı? Bir yaz gecesi balkonda tek başıma, anlamadığım yabancı bir müziği dinlerken. O an kilometre ötelerden seslenen bu adamın duygularını, dilini anlamasam da hissedebildiğime şaşırdım. Ve şarkı söyleyen adamdan ziyade müziğe ve ruhuma dokunan notalara hayran kaldım.

 Her telden müzik dinlerim ben. Bazen klasik müzik bazen rock bazen pop. Müzik sayesinde kendimi bazen sokak da yürüyen bir artist gibi hissedebiliyorum ya da evsiz kalmış bir yoksul gibi. Uçları yaşatabiliyor yani müzik :)

 Her müzik farklı bir kültürü tanıma, farklı bir şarkıcıyla tanışma fırsatı. En son Özbek bir sanatçı keşfetmiştim mesela :) Bu arada çok ünlü olmayan yerel bir şarkıcı keşfetmek de çok eğlenceli. Kimsenin bilmediği o cevherleri dinleyen bir kaç bin  şanslı insandan  birisiniz düşünsenize. Hem de dünya da 6 milyar insan varken:)

 Son olarak notaların milleti, ırkı, rengi olmaz değil mi? Ruhunuza dokunuyorsa o şarkı sizin için yapılmıştır:) Ben yazımı burada sonlandırıyorum biraz gözlerimi kapatıp, müzik dinlemeliyim. Arşivi deşeledim de biraz :) 

  Arşivden size de bir kaç parça hediye edip gidiyorumm 


Seyyan Hanım- Hasret
Sting-Desert Rose


Not: Siz de dinlemekten hoşlandığınız şarkıları bana tavsiye ederseniz çok sevinirim :)

19 Aralık 2014 Cuma

KELİME USTASI #1


Sevgili Kelime Ustası

   Tüm yazdıklarım dağılıyor bugünlerde. Dağılmak mı? Nasıl yani ? diyebilirsin.Kulağa garip geliyor değil mi? Belkide böyle bir sorunla daha önce karşılaşmışsındır. Ben yine de her ihtimale karşı anlatayım.

   Evet başta yazdığım gibi tüm kelimelerim, tüm cümlelerim dağılıyor. Sadece nokta durdurabiliyor onları. Bazen o bile yetersiz kalıyor. Defteri yırtarcasına karalıyorum nokta koyarken. Yoksa gevşek oluyor, kaçıyor tüm harfler.  Nasıl nokta koyduğumu mektupta da gördün değil mi? Bak sana nasıl dağıldıklarını tarif edeyim. Düşün ki elinde bir bardak var. Sonra o bardağı yanlışlıkla düşürdüğünü hayal et. Etrafa saçılan cam parçalarını bulmak ne kadar zor olur tahmin edebilirsin. İşte benim cümlelerimde elimden düşen bardak gibi. Harflerim dağılıyor. Düşüncelerimi toplayamıyorum.
Son zamanlarda hiç bir şey yazamaz oldum. Sana da mektubu son bir gayretle yazıyorum . Noktayı koyana kadar kelimeler gevşemeye başlıyor. Aklıma bir tek sen geldin. Kelimeleri çok iyi tamir ettiğini söylüyorlar. Bana da bir çare bulamaz mısın?

   Durumun vahametini göstermek  için anlatıyorum. Böylece bana daha hızlı cevap verebilirsin belki. Geçen gün "M" harfini defterin kenarına takılmış buldum. Kaç gündür arıyordum. "A" harfi desen Allah'lık zaten. Başına bir iş gelmese bari.

   Bir kedim var. Evde beslediğim tek evcil hayvanım. Baktım geçen gün aksırıyor. "T"yi yutmuş. Tabi o da boğazına takılmış. "T" ye mi acıyayım kedime mi bilemedim.

   Yazı yazmadan da duramıyorum. Geçen aldım tüm harfleri karşıma tek tek konuştum. Üzüldüler yaptıklarına. Söz de verdiler. Bir daha kaçmayacaklardı  ama sözlerinde duran kim! Bak kaçtılar yine.İnan artık dayanamıyorum.

  Geçen gece uykulu uykulu bir yazı yazdım. Bazı cümlelerin noktaları gevşek kalmış. Sabahleyin bir baktım saçımda "E". Gece kaçmış gelmiş, Saçıma dolanmış. Saçımdan çıkarmam bir kaç telime mal oldu. Ağlamaklı oldum hatta ağladım. Yine pişman olup geldiler defterin kenarına. "Ç" nin kuyruğu kopmuştu. Güç bela düzelttim.Nerede yaralandıysa  artık.

   Kısacası bu aralar harfler çok yaramaz.Hangi kelimeye el atsam cümleler dağılıyor. Lütfen bana yardım et. Bak kedim gene aksırıyor. Yine "T" yi mi yuttu ki acaba? Dur ben ona bakayım. Sen de hoşça kal, cevabını  bekliyorum.


GEKKAN SHOUJO NOZAKİ-KUN


  Merhaba sayın okurlar kısa sürede yeni bir anime bitirdim. Hemen size de tavsiye edeyim dedim. Animeyi izlerken çok eğlendim. Aslında bu kadar eğlenebileceğimi de tahmin etmemiştim. Can sıkıntısıyla başladığım bir günde sıkıntımı dağıttı resmen. Afişi görünce “Bu başrol kız beni uyuz edebilir” demiştim ama karakter gayet iyiydi. Bu kadar övgüden sonra biraz konusundan ve karakterlerinden bahsedeyim o vakit.

  Animemiz bir grup liseli arasında geçiyor. Şöyle ki; Sakura adında ki kızımız, onunla aynı okulda okuyan hoşlandığı çocuğa (Nozaki) aşkını itiraf etmek ister.İtiraf edeceği sırada yanlış bir ifade kullanarak “Sana hayranım “der. Ünlü bir Mangaka (Çizgi roman yazarı) olan Nozaki bu durumu normal karşılayarak ona imzasını verir ve Sakura’nın yetenekli olduğunu bildiği için ondan mangalarını renklendirmesi için yardım ister. Sakura yanlış anlaşılsa da Nozaki’nin yanında daha fazla vakit geçirmek için teklifi kabul eder ve olaylar başlar.


 Animenin karakterleri çok orijinaldi. Mesela kızlara hoş şeyler söyledikten sonra söylediklerinden utanan bir Mikorin vardı. Altta gördüğünüz gif ona ait.
ÖNCE
SONRA
 Sonra cinsiyeti kız olan fakat erkek gibi davranarak kızların kalbini kazanan bir Kashima ve onun bu hallerine deliren bir drama kulübü başkanı da vardı. Bu gif de onlara ait J





 Bir de sadist bir kızımız vardı ki saçmalıkları insanı çileden çıkarır ama orijinal bir karakterdi Allah için. Bakın tam burada işte.


 Ben en çok başrol kızımız Sakura, Nozaki ile baş başa vakit geçirirken hayaller kurup umutlanmaya başladığında ortaya çıkan saçma sahnelere güldüm. Nozaki’nin duygusuzluğu ve her şeyi mangaya bağlaması da beni çok eğlendirdi. Eğer biraz neşelenmek isterseniz bütün absürtlükleri içinde barındıran bu animeyi izleyin derim. Eminim çok eğlenip çok seveceksiniz.


Bu da son gifimiz olsunnn :))


17 Aralık 2014 Çarşamba

IT'S OKAY, THAT'S LOVE



  Bir kore dizisi ile yine karşınızdayım :) Bu diziyi izleyeli uzun zaman oldu ama tavsiye etmem gereken dizilerin en başında geliyordu. O yüzden hemen anlatmaya başlayayım.

  Dizimiz şuana kadar izlediğim birçok Kore dizisinden farklı bir konuya sahipti. Oyuncu seçimi de çok harika olmuş. Başrol de oynayan bayan oyuncuyu çok severdim zaten. Başrol erkek oyuncuyla çok iyi iş çıkarmışlar.  Bir de genellikle Kore dizilerinde başrol karakterlerin hayatlarına odaklanılır. Tabi bir de ikinci adam ya da kızın. Ama diğer yan karakterler pek dikkate alınmaz. Bu dizi de her karakterin yaşantısı ayrı ayrı ele alınmış. Karakterler de çok orijinaldi. Ayrıca harika da bir sona sahipti.  Öyle ki dizi bittiğinde, bu diziye de böyle bir son yakışırdı demiştim. O yüzden diziyi izlerken hiç de sıkılmadım, atlamadım efendi efendi izledim dizimi.

   İlk önce dizimizin fragmanını izleyelim sonra da konusuna göz atalım ha ne dersiniz :)


  Dizimizin konusu psikolojik. Ama yaşananlar insanı sıkmadan, drama boğmadan anlatılıyor. Şöyle ki başrol kızımız Ji Hae Soo bir psikiyatristtir. Hastane de birlikte çalıştığı orta yaşlı psikoloğumuzla ve psikolojik rahatsızlığı olan bir hasta ile aynı evde yaşamaktadır. Bir canlı yayında karşılaştığı ve aralarında hararetli bir tartışmanın yaşandığı Jang Jae Yul ise takıntı hastası olan bir yazardır. Dizinin ilk bölümlerinde bir takım nedenlerden dolayı Ji Hae Soo’nun kaldığı eve taşınır ve olaylar başlar. Bakalım başrol ikilimizin hayatı nasıl değişecek, hayatlarında neler olacak?


  Bir de bu diziyi özel kılan harika ost'lar vardı. Dizide şarkıyı duyup hemen diziyi durduruyordum. Bu şarkının adı ne? Kim söylemiş bunu? diye aradım tüm müzik sitelerini. Sizi öyle dertlere salmamak için birkaç tanesini buraya ekleyeyim, dinleyin bence sevebilirsiniz.

    Bence bunu da sevebilirsiniz



     Son olarak da bunuu


     Kısacası bu diziyi izleyin görün derim eminim pişman olmayacaksınız :) 

     Bu gif diziyi izleme ihtimalinizi arttırabilir bence

     Ya da bu gif lalalalala :)
Şimdilik hoşçakalınnn :)

BİR MİM DAHA :)

 Öz'ün Kitap Tutukusu blogunun sahibi beni mimlemiş, ne güzel de etmiş :) Buradan ona sevgilerimi ve teşekkürlerimi gönderip soruları yanıtlamaya geçiyorum.

1)Türkiye içinde bir yarışmaya katılman zorunlu olsa hangi yarışmaya katılırdın?
   O Ses Türkiye' ye katılırdım sanırım. Eğlenceli bi yer bence.

2)Dünya kütüphanesindesin ve sadece bir tane okuma hakkın var.Sonra tüm kütüphane yanacak ve başka kitaplara ulaşman 5 yılı bulacak.Hangi kitabı kurtarırsın?

   Viktor Hugo'nun Sefiller kitabını kurtarırdım ama bu kitaplar yanmasa olmaz mı ya :/

3)Büyük ikramiye sana çıktı.Ne yaptın seeeeeeeeeeen!?

   Haydii dünya turuna çıkıyorum. Hoşçakalın  dostlar bu yüzden bir daha ki soruya yanıt veremiyorum :D Dünya turu iyi hoş da Öz'ün de dediği gibi haram para sonuçta alırım sonra başıma elin ülkelerinde bi şey gelir filan. Ben iade ediyorum parayı. Eh madem buradayım diğer soruya geçeyim barim.

4)Sevgiline yaptığın en büyük jest nedir peki ya annene olan en büyük jest!?

   Sevgilime en büyük jest benim tabi ki, daha ne istiyor :D
   Anneme gelirsekk; anneciğimi ilk maaşımla güzel bir yemeğe götürmüştüm. İnşallah daha güzel jestlerde yapmak nasip olur :)

5)Sence en kötü hastalık ne?Ne olmaktan korkarsın!!!!

   Tüm vücudumun felç olması sanırım. Başkalarına muhtaç olmak çok zor. Allah sağlık versin.

6)Aşkın en temel hissettirdiği ne??
   Midede oturan yumruk hissi , hani nefes alamazsınız filan öyle işte:)

   Ben de birilerini mimleyeyim o halde

15 Aralık 2014 Pazartesi

KİM BU DAĞIN SAHİBİ?


- Sembile dağının sahibi mi ölmüş?
   -Nasıl yani Sembile Dağının sahibi mi varmış?
- Varmış ya tapusu adama aitmiş.
   -Koskoca dağı mı tapulamış? O.o

  Bu konuşmalar gerçektir sayın okurlar. Ben de çok şaşırdım bugün. Konuşanlardan biri de bendim hatta. Bir insanoğlu hangi akla hizmet bir dağ alır yahu. Eksen ekilmez biçsen biçilmez. Arsa değil tarla değil. Ucuza filan mı denk geldi nedir :D Hani bir atasözü var ya "Bakarsan bağ, bakmazsan dağ olur" diye.  Dağ sahipleri toprağı işleseler de dağ, işlemeseler de. Dağ sahibi olmak zor işmiş vesselam.

   Hayal edin Sembile Dağı' nın sahibi bir yakınınız olsun ve vefat etsin size miras olarak koskoca dağ düşüyor, düşünün. Mirasçılar paylaşırken; 

A mirasçısı: Dağın eteklerini ben istiyorum avukat bey, dizlerim ağrır şimdi zirveye çıkamam ben.
 Avukat: Peki rızası olmayan var mı? yok mu? sizin o halde.
B mirasçısı: Zirvesini de ben alayım madem avukat bey, oradan şehrin manzarası güzel olur.

  Sanki gökdelen paylaşılıyor. Dağ bu ya hani koskoca kaya parçası. Sembile Dağı'nın mirasçıları dağı nasıl paylaştı acaba?

 Ya da dedenizin bir dağı var mesela ne havanız olur bir düşünün :)
   -Bak Ekrem şuradaki dağ var ya o bizim işte. Bak en çok kar bizimkine yağmış, en güzeli dedemin dağı.Her yerden görünüyor biliyor musun?
  Bu konuşmalar size komik geliyor tabi. Dedenizin dağı yok da ondan :D

   Bu insanoğlunun işine akıl sır ermez a dostlar. Ben bunu bilir bunu söylerim. Zaten insanoğlu olarak, elimizi her attığımıza sahip olmak istiyoruz. Bu hırsımızı, açlığımızı biraz olsun bırakılım da bari dağlar rahat nefes alsın. Ama dağın sahibi nedir ya, dağın sahibi olmak nedir!

İLK MİMİM :)

  Merhabalarrr ilk kez mimlendim ve çok da mutlu oldum a dostlar. Blog aleminde yeni olunca mazur görün seviniyorum böyle durumlarda :) Beni mimleyen "Bir Ankaralı"ya çok teşekkür ediyorum ve başlıyorum mimi cevaplamaya :)

   1) Aşırı abartılmış bir kitap: Bir Zombi Kıyameti ile başlıyoruz! Bir kitapçıdasınız, dolanıyorsunuz ve BAM! ZOMBİ İSTİLASI! Ve bir anons duyuyorsunuz. "Ordu zombilerin tek zaafının aşırı abartılmış kitaplar olduğunu keşfetti." Hayatta kalmak için karşındaki zombiye herkesin öve öve bitiremediği ama senin hiiç beğenmediğin bir kitap fırlatacaksın. Hangisi?

       Hakim Türkmen' in "Beyinsiz Adam yazıklar olsun" kitabını çok abartılı bulmuştum. O yüzden zombiyi hedefliyorum ve dikşınn :D

     2) Bir devam kitabı: Kuaförden bomba bir saç kesimiyle yeni çıktınız ve BAM! Sağanak yağmur! Kendini korumak için şemsiye olarak kullanacağın devam kitabı hangisi?


       Gece evi serisinin hepsini rengarenk şemsiye yapardım :)
  
         3) Bir klasik: Derstesiniz ve Edebiyat hocanız klasiklerin dünyayı değiştirdiği, edebiyatın adeta evrim geçirmesine sebep olduğuyla ilgili zırvalıyor. Gerçekten acayip bunaldınız ve klasiklerden birini alıp tam suratının ortasına fırlatacaksınız. Çünkü bu kitap gerçekten salakçaydı ve bütün sınıfa nasıl hissettiğinizi göstermek istiyorsunuz. Hangi klasik?
        
       Aslında tüm klasikler güzeldi ama Franz Kafka'nın  "Dönüşüm" kitabında biraz sıkılmıştım. O yüzden  bu kitabı da fırlatıyorumm :)

       4) Hayatının en az favori kitabı: Kütüphanede takılıyorsunuz ve BAM! BUZUL ÇAĞI! Dünya hızla donuyor ve hayatta kalmak için tek şansınız bir kitap yakmak! Yakmaktan asla pişman olmayacağınız, hayatınızın en az favori kitabı hangisi?
      
       Yıllar önce okumuştum ve Elif Şafak'ın "Şehrin Aynaları" kitabından pek bir şey anlamadım açıkçası o yüzden yakıyorumm :)

13 Aralık 2014 Cumartesi

MERHABA BEN...





  Merhaba ben akşam haberleri, ah üzgünüm "Gamlı baykuş" diyecektim.  Akşam haberlerini izleyen var mı aranızda? Ben izleyemiyorum. Haberleri sadece internetten takip ediyorum. Haberler dram dizisi gibi.Göz yaşlarımı tutamıyorum izlediğim zaman. 

 - Isparta-Antalya arasında kaza 18 kişi öldü.
 - Genç anne çocuğunun gözleri önünde  öldürüldü.
 - Acılı annenin feryatları yürekler dağladı.

  gibi anlatımlarla sunulan haberlere bakınca insan üzülmekten kendini alamıyor.Tabi arkada habere uygun acılı bir fon... Gel de üzülme. İzlerken bir yandan da  "Yahu hiç mi iyi bir şey olmuyor" diyorum. Tamam bu haberler de verilsin ama bir kaç tane olsun bari.Yani tüm yayını kaplamasın.

  Geçen gün bir doktorun, depresyondaki hastasına akşam haberlerini izlemeyi yasakladığını duydum. Çok iyi yapmış bence. Haberleri izleyen sağlam insanın psikolojisi bozulur. Haberleri izledikten sonra "Ya aynı şeyler benim başıma ya da sevdiklerimin başına da gelirse" diye düşünceler alıyor beni. 

  Korku öğrenilen bir duygu biliyorsunuz. Mesela köpekten korkmayan bir çocuk siz " Yaklaşma ona, ısırır" diye bağırdığınız da köpekten korkmayı öğrenir. Haberleri  çoluk çocuk izleyen aileler var. İşte o haberleri izleyen çocuklarda  "Sevdiklerini kaybetme korkusu" oluşması gayet doğal diye düşünüyorum

 Sonuç olarak haberleri sevmiyorum, izlemiyorum, izleyemiyorum. Çocukların da izlememesi gerektiğini düşünüyorum. İnşallah daha iç açıcı haberler yayımlarlar diyerek bültenimizi burada noktalıyorum sayın okuyucular.











11 Aralık 2014 Perşembe

KYOUKAİ NO KANATA


  Uzun bir aradan sonra izlediğim ilk anime. Profil resmimde de gördüğünüz üzere başrol kızımızın çizimini çok beğenip profil resmi bile yaptım. Aslına bakarsınız karakterimiz Mirai ile uzun uzun zaman önce tanışmışız da haberim yokmuş. Bir arkadaşımla ortaklaşa yazdığımız hikayenin ana karakterlerinden birini temsil ediyormuş. Karakterimizin animesini izlemek de hoş oldu.

   Anime nasıldı? Konusu neydi? 10 üzerinden kaç alır? Tavsiye eder miyim? Tüm bu sorulara hemen cevap veriyorum. Kendim sorar kendim yanıtlarım ben a dostlar :) 

  İlk olarak 12 bölümlük, 2013 yapımı bir anime. Çok fazla karakter barındırmayan, ilk başlarda karışık gelse de ilerleyen bölümlerde konuyu kavrayabildiğiniz bir yapım. Bir kaç bölümünde çok eğlensem de genel olarak aksiyon türüne daha yakın. Son bölümlere, bol miktarda dramda serpiştirilmiş. Anime sona erdiğinde, güzeldi ama harika da değildi diye düşündüm.
   
  Konusuna gelirsek; gözlüklü kızlardan hoşlanan, bu hoşlanmayı sapıklık derecesine vardırabilen başrol oğlumuz Akihito yarı insan yarı youmudur ve ölümsüzdür. ( Youmu: Bir çeşit ruhani yaratık) Gözlükleri ve sevimli jestleriyle baş rol kızımız Mirai de ruh dünyası savaşçılarından, lanetli kan ırkındandır. Bu savaşçılar youmular ile savaşmkatadırlar. Animenin ilk bölümünde baş rollerimiz saçma bir şekilde karşılaşır ve gizemli olaylar başlar.  Animeyi izlerken "Bu sahne de ne anlatıyorlar Allah aşkına dediğiniz" kısımlar  son bölümlerde açıklığa kavuşuyor. Her şeyi sona saklayan bir anime anlayacağınız.

  Animenin son bölümlerinde gözlerim yaşarsa da  10 üzerinden 6 veriyorum. Boş vaktiniz varsa ve izleyecek daha iyi  bir anime bulamadıysanız izleyin derim. İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler  :) Size Mirai' nin sevimli gifleriyle veda edeyim.

Dip not: Animeye bu gifler yüzünden başladım.

     
Bir de Akihito olsun demi ama :)

9 Aralık 2014 Salı

GÖKYÜZÜNÜ HEDİYE ETTİM


  
   Hediyeleri sever misiniz? Bence herkes sever ama bu soruya ilk önce kendim cevap vereyim.Tabi ki severim. Hediye sürprizse hele, bi severim bi daha severim.Işıltılı paketleri açmak için çabalarken kafamda 1500 tilki dolanır."Ne ki bu? bu ne ki?" gibi sorular ancak hediyeme ulaşınca son bulur. Sonra gözlerimden ışıklar çıkarken yüzüme kocaman bir gülümseme yayılır.Hediye mi bağrıma basınca bana bu mutluluğu yaşatan insanlara koskocaman bir teşekkürü borç bilirim.Sonrası malum işte sarılmalar, kucaklaşmalar :)

   Evet ben hediye almayı seven biriyim bununla birlikte küçük sürprizlerle insanları mutlu etmeyi de çok seviyorum.Şuana kadar verdiğim en orijinal hediye;Gökyüzü :) Biraz karışık mı geldi? Hemen anlatayım.

  Ben bazen sevdiğim dostlarıma, yaşadığımız günün sonunu karanlığa bağlayan gökyüzünü hediye ederim. O kadar hoş bir durum oluyor ki. Düşünsenize hiç bir kargonun götüremeyeceği hediyeyi sevdiğiniz birine gönderiyorsunuz ve o kişi bir anda hediyenize sahip oluyor. Işıltılı paketler yok belki ama farklı bir heyecan sarıyor insanı. "Bu gece nasıl olacak? Yıldızlar çıkacak mı? Dolunay var mı? " diye bekliyorsunuz ya da bekleyen birileri oluyor. Bu hediyenin en güzel özelliği sanki berabermişsiniz gibi hissedebiliyorsunuz. Ben en son geçen hafta bir arkadaşıma gökyüzü hediye ettim. Şansından hava bulutluydu. O da karşılık olarak bana bir gökyüzü hediye etti. Hediyem bol yıldızlıydı ve hava da çok açıktı :)

  Bugün bende yeni tanıştığım ve blogumu açtığım ilk günlerimde desteğiyle beni çok mutlu eden sevgili Deep'e bugünün gökyüzünü armağan ediyorum. İnşallah bol yıldızlıdır, bir de dolunay vardır :)

  Haydi sizde bugün birilerine bir gökyüzü armağan edin sonra başlayın dua etmeye "İnşallah bu gece gökyüzü bol yıldızlıdır, bir de dolunay vardır." :)

  

8 Aralık 2014 Pazartesi

EĞLENCELİ BİR ROMANTİK KOMEDİ; KHOOBSURAT


  Hint filmi izler misiniz bayanlar, baylar? Ben bayılırım. Bollywood sinemasını, çok eğlenceli ve samimi buluyorum. Ayrıca Hintce' de bulunan birçok kelimenin Türkçe ile benzerlik göstermesi filmleri daha da cana yakın bulmama sebep oluyor.Eğer bu zamana kadar hiç Hint filmi izlemediyseniz, bir göz atın derim. Bence ilginizi çekebilir :)
 Şimdi gelelim filmimize. Uzun zamandır alt yazısını beklediğim filmi sonunda izleyebildim ve koştum bloguma. Yazayım da rahatlayayım. Tanıtıma önce fragmanla başlayalım.


 Fragmandan çıkarım yapmışsınızdır gerçi ama yinede kısaca anlatayım. Başrol kızımız başarılı, sakar, olabildiğince rahat bir fizyoterapist.Bir gün yolu Hint kralını iyileştirmek için büyük bir saraya düşer. Sarayda geçmiş yıllarda yaşanan talihsiz bir olaydan ötürü kasvetli bir hava hakimdir. Bilirsiniz kraliyet ailesi her zaman askeri bir disiplin altındadır ama kızımız bu yaşam tarzını yavaş yavaş kırar.Tabi bir yandan da sarayda yaşayan prensimize aşık olur. Hisler prensimizden de karşılık bulmaya başlar fakat bir sorun vardır; prens nişanlıdır ve soylu kraliyet ailesi, rahat fizyoterapistimizi kabul edebilecek midir?

 İşte bu konu, romantik komedilere özgü tatlılıkla işlenmiş. İnsan izlerken "Vay be ne aşkmış" demiyorsunuz fakat film bittiğinde insanın yüzünde halinden memnun bir gülümseme oluşuyor. Yani benim öyle oldu :) 
 Birde film müziklerimiz var. Unutmayalım onları da hemen şuraya, şuracığa ekleyelim. Filmin en beğendiğim şarkısıydı.



 Başrol oyuncumuz Sonam Kapoor' un bir çok filmini izledim. Burada da güzel oyunculuk sergilemiş. Bu kadını seviyorum. Filmimizin göz dolduran prensini (Fawad Khan) ilk defa izlememe rağmen oyunculuğunu beğendim. Çocuğumuza başka filmlerde de rastlarız umarım.
 Sonuç olarak romantik komedi seviyorsanız ve yüzünüzde küçük tebessümcükler istiyorsanız bence tam sizlik :)

5 Aralık 2014 Cuma

DAĞLARI NE ZAMAN SEVDİM?



 Deniz kenarında büyüdüm ben. Evim denize 15-20 km uzaklıkta. Görmesem de deniz hep hissettirir kendini. Yazın nemden boğulursun mesela ama yine de ona koşarsın serinlemek, azıcık nefes almak için. Kışında soğuktan korumak için sarıp sarmalar seni. Denizellik etkisi diyor buna coğrafya. Şimdi böyle anlatınca Allah'ın şefkatini gösteren harika bir coğrafi unsur değil mi sizce de ? Bende yazarken fark ettim :)
  Peki dağlar nereden çıktı?
 Şöyle ki ; uzun yıllar deniz kenarında yaşadım sonra denizden oldukça  uzak, denizin d' sini göremeyeceğim bir yere geldim. Burada öyle çok dağ var ki, kendimi küçük bir kasede gibi hissediyorum bazen. Kasenin dibini bilirsiniz küçüktür,daracıktır. Burada da küçük düzlük bir yer bulmuşlar orada yaşamaya başlamışlar. Yaşadığım yerde gözünüzün alıp alabileceği tüm şey, dağlar. Önüm arkam sobe der gibi :) Her yer alabildiğince büyük, gökyüzünü delip geçen, insanı heybetiyle hayran bırakan, aynı zamanda insanın içine garip bir korkuda salan koskocaman kaya parçalarıyla kaplı. Deniz gibi sarmasalar da sizi  kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan farklı bir yapıdalar.
 Bu günlerde dağların arasından kısa süreli de olsa çok fazla seyahat ediyorum ve doyasıya dağları izliyorum. İzledikçe onları daha fazla seviyorum sanırım. Artık dağlara bakarken garip bir huzur buluyorum. Önümüz kış hele ilkbahara doğru penceremden daha çok dağları seyredeceğim inşallah ve muhtemelen onları daha çok seveceğim.
Size tavsiyem etrafınızda dağlar varsa o heybetli kaya parçalarını seyredin. Belki sizde onları seversiniz ve huzuru dağları seyretmekte bulursunuz :)

3 Aralık 2014 Çarşamba

AHMET ÜMİT OKUMALI...


 Ben polisiye roman okumayı çok severim. Katiller, ölenler, öldürenler, mantık oyunları benim için birebirdir. Bu türden kitapları hep yabancı yazarlardan okudum. Okuduğum birkaç Türk yazarın kitabını da açıkçası  pek başarılı bulmadım. Yıllar sonra arkadaşımın hediye ettiği kitapla düşüncelerim değişiverdi. Bende başkalarının düşüncelerini değiştirebilirim umuduyla başladı  yazmaya.  Eğer şimdiye kadar Ahmet Ümit okumadıysanız  bu yazıya bir göz atın derim :)

 Evett  Ahmet Ümit benim için kimdir?
 Ahmet Ümit, benim Türk polisiye yazarlarına karşı ön yargılarımı kırmış bir yazardır. İstanbul aşığı, İstanbul'un  tarihi güzelliklerini binalarla yok eden düzene, kitaplarıyla karşı çıkan bir İstanbul sever. Benim kanaatimce derin tarih bilgisine de sahip biri. Bu bilgilerini kitaplarında çok güzel işliyor ama bazen buram buram tarih kokan satırlardan sıkılabiliyorsunuz. Bununla birlikte kitaplarında bir çok bilmediğim kelime kullanarak, yeni kelimeler öğrenmeme vesile oldu. Sağ olsun, var olsun :)

 "Bir Ses Böler Geceyi" okuduğum ilk  kitabıydı. Çok beğenmemiştim. Fakat yukarıda da bahsettiğim gibi arkadaşımın hediye ettiği  "Beyoğlu Rapsodisi"ni okuyunca tüm olumsuz düşüncelerim silindi. Bu polisiye romanda katil, hiç ummadığım birisi çıkınca ve  kitabın sonu da çok mantıklı bağlanınca "Vaov" demekten kendimi alamadım. Şimdi  tüm kitaplarını yavaş yavaş biriktiriyorum.

  Eğer sizde polisiye sever bir okuyucuysanız ve bu türü birde Türk yazarda denemek isterseniz, birde  yeni kelimeler öğrenmek güzel olur diye düşünüyorsanız; Ahmet Ümit'i mutlaka okuyun derim. Eminim sizi çok şaşırtacaktır :)




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...