25 Kasım 2015 Çarşamba

Saçlarıma Aklar Düşmüş Görmedin Miii

Bugün bir arkadaşımla konuşuyordum. Sokakta gördüğü liseli gençleri görünce liseye gittiği günleri, kafasına hiç bir şey takmadan yaşadığı anları özlediğini söyledi. Onunla konuşurken kendimi büyümüş, haliyle de yaşlanmış hissettim."Geçti mi delikanlılık çağların canısı" diye sorguladım kendimi. Geçmemiş ama büyümüşüm gerçekten...

Lisede ve  üniversitenin ilk yıllarında yaptıklarım geliyor da aklıma.Ne günlermiş diyorum. Sınıfın inek öğrencisi olup, her soruya ilk ben atlayayım diye çabaladığım zamanlar arkadaşlarımı delirtmişimdir muhtemelen. Şişmanım,çirkinim, parmaklarım da tombul  diye oturup ağladığım dün gibi aklımda mesela. Koreli bir idole aşık olduğumu düşündüğüm zamanlar... Deli gibi şarkılarını defalarca dinlerdim. Sesini duyunca çok mutlu olurdum. Videolarını izlerken ağlamalardan dönerdim. Onunla evlenebileceğimi filan düşünmüş de olabilirim :) Teknosa'nın vitrinindeki televizyonlar da Koreli sanatçıların klipleri yayınlanırken hipnoz olmuşçasına izlediğim vakitler olmadı değil. Vampirlerin gerçek olabileceğini düşünüp vampirleri araştırdığım, vampir filmlerini defalarca izlediğimde doğrudur. 

Aklımın beş karış havada olduğu o güzelim yaşlar... O anları yaşarken fark etmiyor insan da büyüdükçe özleniyor gerçekten.O dönemlerde "Taktir alabilecek miyim? Ygs'yi kazanabilecek miyim? Ne iş yapacağım? Şu dersin finalinden geçebilecek miyim?" sorularıyla boğuşuyordum. Sınavlar, arkadaşlar arası küçük problemler hayat telaşıydı.Şimdi birçok farklı sorun çıkıyor karşıma.Her yaşın problemi ayrı. Bunu da anladım artık. İlerleyen yıllarda da bu yıllarıma bakıp özlerim galiba. Geçmiş özlenen bir zaman dilimi ne de olsa.

"Eskiler özlensede her yeni yılda yaşlansam da; yeni günü verene şükür.
Geçmişimi de özlenecek kadar güzel kıldığı için de bir şükürü daha borç bilirim" der ve giderim :)






Şuraya da aşık olduğum idolün bir şarkısını bırakayım dinlersiniz belkim :))




15 Kasım 2015 Pazar

Oh My Ghost

Güzel bir dizi bitirdim yine. Sizinle paylaşmazsam olmaz tabi :))


Baş rolümüz Na Bong Sun. Sürekli hayalet görüyor.Bu yüzden korkak, silik bir tip. Her durumda sürekli özür dileyen ya da teşekkür eden biri. Bir restoranda mutfak asistanı olarak çalışıyor. Tüm bunlar şefe aşık olmasına engel değil tabi:))




Vee Şeff ; harika bir adam. Gülüşü hareketleri çook sevimli. Ben izlerken sırıtmadan duramadım^_^ İlk başlarda Na Bong Sun'u  fark etmiyor.Hatta her şeye özür dilemesine sinirleniyor. Ta ki hayalet hayatlarına girene kadar. Sonra her şey değişiyor. Şefin içindeki o sevimli adam da ortaya çıkıyor böylece. Bennn o adamı yirim :D Beni ayıplamayın sizde böyle hissedeceksiniz..



  Gelelim hayaletimiz Shin Soon Ae'e,  üç yıl önce ölmüş,bakire bir hayalet.Bu yüzden de hala dünyadan ayrılamıyor.Dünyadan ayrılması için "Yaşam gücü erkeğini" bulup birlikte olması gerekiyor.Bu nedenle bir çok güzel kadının bedenine girip, kendisi için bu önemli erkeği arıyor. Fakat öptüğü her erkek donup kalıyor.
  Bir gün Na Bong Sun'un bedenini ele geçiriyor ve bedeninden bir türlü çıkamıyor. Hayalet, Na Bong Sun'un bedenindeyken baş rolümüzün yaşamı da değişmeye başlıyor çünkü hayaletimiz ipleri ele alıyor. Silik kız yerine erkek düşkünü, haylaz bir o kadarda eğlenceli bir kız geliyor. Bu arada hayaletimiz yaşam gücü erkeğini de buluyor. Kim olduğunu tahmin etmişsinizdir sanırım.
  Şef, Na Bong Sun'u hayalet bedenine girince fark etmeye başlıyor. Fark etmemesi mümkün değil zaten :)) İzlerseniz ne demek istediğimi anlayacaksınız. İşte dizimiz böyle gelişiyor..




Bu diziyi izlemeniz tavsiye olunur. Çok eğlendim izlerken. Baş roller çok güzel uyum sağlamış. Baş rol kızımız; bedenine hayalet girince de , kendi pasif karakterli halini oynarken de iyi iş çıkarmış. Hayalet de harikaydı.Bölümler ilerledikçe iş basit hayalet hikayesi olmaktan çıkıp, polisiyeyi içine aldı. O da güzel oldu. Kısacası izleyin pişman olmazsınız :)








11 Kasım 2015 Çarşamba

Gerektiğinden Fazla Değer Vermeyeceksin..

Babam  "tecrübeler; yediğin kazıkların toplamıdır" der hep. Bu sözü pek severim.Gerçi insan ilişkilerinde pek tecrübeli olduğum söylenemez.Şükür ki hep güzel insanlarla karşılaştım Anne- baba duasından ötürü sanırım.Bu nedenle insanları tanımakta çoğu zaman güçlük çekiyorum ve ilk izlenimlerim genelde yanlış çıkıyor. Şu aralar uzun yıllar boyunca edindiğim izlenimlerinde yanlış çıkabildiğini fark ettim. Bu da hiç hoş bir durum değil. Bilirsiniz belki..

Her insan karşısındaki insana, insani bir not verir ya hayali. Mesela; şu adam dört dörtlük insandır  ya da şu adam beş para etmez dersin. İşte böyle sevip saydığımız insanların, sevgimize çok da layık olmadığını -uzun yıllar sonra- fark etmek küçük ya da büyük bir yıkıma neden oluyor. Menfaat için arayıp sormalar başlıyor. İnsan "bu mu yani kardeşim dediğim insan " diye sorguluyor haliyle.Atfettiğimiz değerin gereksizliğine yanmaya başlıyoruz bu defa.

Yıllardan ve farklı yaşanmışlıklardan da etkileniyor ilişkiler.Yıllar geçiyor.Bir bakıyorsun ortada ne dostluk ne kardeşlik kalmış. Biraz hayal kırıklığı ve dost kaybetmenin acısı var elinizde. Sonra o acı, kızgınlığa dönüşüyor ve "gerektiğinden fazla değer vermeyeceksin insana" diye klişe laflar ederken buluyorsunuz kendinizi. Hem söylenip hem yazarken bir de bakıyorsunuz ki klişeler kadar derdinizi iyi anlatan başka cümle yok.

"İnsana değerinden fazla değer vermeyeceksin..."






8 Kasım 2015 Pazar

Şükür...

Hayatımdaki bir çok insanın yaşadıklarına, sahip olduklarına dair sürekli şikayet halinde olduklarını görüyorum. Bir türlü mutlu olmayı beceremeden, başka insanların kendilerinden daha iyi olduğunu düşündükleri şartlar için üzüntü duyuyorlar. Sahip oldukları şeyleri görmezden gelip, sahip olamadıkları şeyler için huzursuzlar. Ayrıca son yıllarda fark ettim ki insan her şeye alışabilen bir varlık. Çok yerken, az yemeye alışabiliyoruz ya da daha az uyumaya. Bir metropolun ortasındayken, küçük bir köy hayatına da alışabiliyoruz. Mutluluk içindeyken, gelen acılara da tabi. Yani demek istediğim elimizdeki hayata, elimizdeki imkanlara da uyum sağlayıp huzurlu bir hayat sürebiliriz. Daha fazlasına gözümüzü dikmeden elimizdekilerle de mutlu olabiliriz. Bunun için bakış açımızı birazcık değiştirmeliyiz sadece.

Derler ya küçük şeylerle mutlu olmayı bilmek lazım. Saçımıza değen güneş ışığından, yaprakları sararan ceviz ağaçlarından, yıldızlı gökyüzünden, radyoda sevdiğimiz şarkıya denk gelmekten mesela ve ya ailemizle yaptığımız küçük sohbetlerden, arkadaşlarımızla atabildiğimiz kahkahalardan, saçlarımızı dağıtan rüzgardan memnun kalıp, Allah'a şükür etmeli. İnanın hayat daha da güzelleşiyor. Ben bizzat tecrübe ettim size de tavsiye olunur :) 












5 Kasım 2015 Perşembe

Dum Dum Dum da Dum Dum Dum Ben Bir Bitki Uydurdum..

Bu yazıyı yazarken çizim yeteneğimin olmasını çok istedim. Çünkü anlatacağım şeyi hem yazıyla  hem görselle tasvir etsem memnun olacaktım. Olmadı.

Anlatayım ben, sizde hayalinizde canlandırın artık :)) Bugünlerde çok yoruluyorum. Bu yüzden gece uykularıma ek, gündüz uyku takviyesi yapıyorum ki dinlenebileyim. Sonra aklıma nereden geldi bilmiyorum "yorgunluk emici bitkiler olsa ne kadar güzel olurdu" diye düşündüm. Bu düşünce, yavaş yavaş bir hayale dönüştü.

Gece mavisi bir ortam düşünün.Zemin lacivert otlarla kaplanmış. Bu mavinin içinden neon yeşil  renkli, orta büyüklükte bitkiler yükseliyor. Star Wars kılıçları gibi ışık saçıyorlar. Şekilleri de Küçük Prensin gülü'ne benziyor. Bu bitkiler tanıyıp bildiğimiz her bitkinin yaptığı gibi; karbondioksit alıp oksijen üretmiyor. Yorgunluk emip, enerji veriyorlar. İşte yorgun olan kişiler bu lacivert zemine uzanıyor.Bitkiler rüzgarda salınırken, tüm yorgunlukları da içine çekiyor. Yorgunluk emici bitkilerin arasında dinlenen kişinin de yorgunluğu geçiveriyor. İşte benim hayalimden geçen bitkiler böylee.Gerçek olsalar ne kadar güzel olurdu..

Şimdilerde uyumadan önce sanki o bitkilerin arasındaymış gibi hayal kuruyorum. Hem daha çabuk uyuyabiliyorum hem de mutlu oluyorum. Size de iyi gelir mi bilmiyorum ama bir deneyin bakalım. Belki sizde de aynı etki görülür :)



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...